Tutkunun (Arzunun) Kimyası ve Gizemi

Tutkunun (Arzunun) Kimyası ve Gizemi

Tutku, sözlük anlamıyla tatmin edilememiş bir duruma eşlik eden histir. Tutku, yeni ve daha iyi şeylere yol açabilir ya da bizi belaya sokabilir. Aristotle’dan beri filozoflar ve teoristler, tutkunun her şeyin enerjisini oluşturduğunu ve bunun bir imkân oluşturduğunu düşündüler.

Tutku Nedir?

Genel olarak, tutkuyu bir duygu olarak düşünme eğilimindeyiz. Tutku, zihnimizden yükselip bizi ilgili, kızgın, mutsuz, şaşkın ya da heyecanlı hissettiren duygulara benzeyebilir. Ancak durum tam olarak böyle değildir. Pek çok bilim insanı ve psikolog, şu anda tutkunun tıpkı açlık ya da kanın oksijen ihtiyacı gibi vücutsal bir dürtü olduğuna inanıyor. Çılgınca aşka tutulan bir kişi, bir başkası için bastırılamayacak bir tutkuya kapılabilir ve bu durum aslında çok da inanılmaz değildir. Arzuladığımız şeyleri çoğu zaman kontrol edemeyiz çünkü tutku, duygusal ve fizyolojik bir tepkidir.

Dr. Dobrenski, özellikle cinsel tutkudan bahsediyor. Şaşırmayın, tutku ve cinsellik temelde ayrılmaz bir ikili. Tutku kelimesi çoğu zaman akıllara hoş romantik romanları, yetişkinlere özgü aktiviteleri ve cinsel bağa karşı bir hasreti çağrıştırır. Cinsel tutku, tutkunun sadece bir türü olsa da psikoanalitk teori, tutkunun diğer türlerini ve yaratıcı enerjiyi cinsel enerjinin sonucu olarak yani diğer uğraşlara karşı libido olarak değerlendirir. Vücuttaki tutku dürtüsü, sadece cinsel değildir. Duygu durumlarında her şey ilk olarak tutkuyla başlayıp gelişir.

Buna inansanız da inanmasanız da cinsel tutku, insanların en güçlü ihtiyaçlarından biridir. Genel olarak, tutkular vaktimizin, duygusal enerjimizin ve hayatlarımızın büyük bir kısmını kaplarlar. Neden? Cinsel tutkuyu böylesine durdurulamaz yapan nedir?

Tutkunun Oluşumu

Tutku; hormonal dalgaların, yumurtanın sperm tarafından başarılı bir şekilde döllenmesini tetikleyen görsel, biyokimyasal, duygusal ve biyomekanik etkenleri kullanır, diyorlar. Bu oldukça klinik bir açıklama olsa da bu alanla ilgili çalışmalarda oldukça yaygın kullanılan bir tanımdır. David Buss’ın önemli çalışması Tutkunun Evrimi: İnsanların Çiftleşmesi için Stratejiler, bu alanda önemli bir kitaptır. Buss, bu konuyu içgüdülerimizin tutkularımızı yönlendirdiğini, cinsel hayatlarımızdaki tercihlerimizin az ya da çok basit bir şekilde evrimsel bir avantaj arayışında olmanın ifade edilişi olarak ele almaktadır.

Kitapta Buss, evrimsel olarak cinsel tercihlerin popüler bilgeliğin ilkelerini doğruluyor:
İyi görünmek, erkekler için kadınlara göre daha önemlidir çünkü bu durum sağlık durumunun iyi olduğuna ve üreme yeteneğinin daha fazla olduğuna işaret eder.
Kadınlar, eşlerinde sosyal statüyü önemserler çünkü bu durum ileride çocuklara bakım ve koruma sağlanacağı anlamına gelir.
Kadınlar yaşça büyük erkekleri tercih ederler çünkü böylece erkekler onlara ve çocuklarına daha fazla kaynak sağlayabilirler.

Buss, bu ve diğer birkaç temel içgüdünün tutkuyu yönlendirdiğini ve bu durumun tüm kültürlerde ve toplumlarda geçerli olduğunu iddia ediyor. Konu bu şekilde incelendiğinde Buss ve diğer birçok kişi için tüm bunlar sadece üreme ihtiyacından doğuyor.

Çok açık bir şekilde Buss’ın açıklamaları insanlardaki cinselliğin karmaşıklığını alıp son derece basit bir hale getiriyor. Bazıları bu konunun hakaret derecesinde basitleştirildiğini savunabilir. Örneğin, homoseksüel ilişkilerde erkekleri tercih eden erkekler bu açıklamanın neresine giriyor? Ya da kadınları tercih eden kadınlar? Peki, fiziksel olarak kısır olan kişiler neden hâlâ fiziksel tutku duyuyorlar? Yine de, Buss’ın savları oldukça ikna edici duruyor.

Dr. Dobrenski’de Buss’ın dediği gibi; “Tutku, aslında evrimsel bir ihtiyaca bağlı olarak gelişir,” diyor. “Türümüzü devam ettirmek için oldukça güçlü ve bazen bilinçsiz bir şekilde tutku hissederiz.” Dobrenski, önemli bir farka da dikkat çekiyor: “Türümüzün devam ettirilmesi bilinçsiz bir şekilde gerçekleşiyor. Cinsel tutku ifadesi, yani bilinçli hislerimiz ve cinsel performanslarımız sadece bebek yapmaktan çok daha karmaşık.”

Cinsel tutku ifadesi çoğunlukla kökleri çocukluğa uzanan bir durum. Stres yönetimi uzmanı Debbie Mandel, “Çocuklar ailelerini gözlemleyerek, ailelerinin cinselliklerinden ve tutkularından ders alıyorlar,” diyor. İlk başlarda bu yeteneğimiz olmasa da veya ara sıra bunu ortaya çıkarsak da bu ilk başlarda oluşturulan izlenimler pek çoğumuzda kaybolmuyor. Ergenliğe girdiğimizde üremeye doğru evrimsel bir tutku duymaya başlıyoruz. Kısa süre içerisinde bu tutku kendini çocukluktan beri görülen öğrenilmiş cinsellik olarak ortaya koyuyor. Büyüdükçe etrafımızdaki arkadaşlarımızla ve medyayla bu algı değişiyor. Tutku oldukça basit olsa da cinsellik türlü türlü olabilir. Cinsellik, tutkunun ifade ediliş şekli olup bizim erişebileceğimiz, değiştirebileceğimiz ve keyfini çıkarabileceğimiz bir yönüdür.

Çekimin Kokusu

Cinsel tutkunun kendisi, çok derinlerimizden gelen bir dürtüdür ve bizim bilgimizle kontrolümüzün ötesinde gerçekleşir. Jaiya ve Heed, bir kişinin başka birinden etkilenmesinin eşlerimizi seçmemizi etkileyen biyomekanik ipuçlarının yani, duruşun ve cinsel koku olarak da bilinen feromonların bilinçsiz bir şekilde bizi etkilemesinin bir sonucu olduğuna inanıyorlar. Parfüm üreticileri, bu feromon teorisi üzerine giderek karşı cinsin, cinsel ilgisini anında çekebilmenizi sağlayacak kokular yapıyorlar. Peki, bu fikir gerçekten de satıyor mu?

Feromonlar, bir türün herhangi bir üyesinden yayılarak aynı türün başka bir üyesini tetikleyen doğal bir tepki üreten kimyasal sinyallerdir. Feromonların özellikle böcekler başta olmak üzere hayvanlarda dil kullanmadan iletişimi sağlamak için kullanıldığı iyi bir şekilde gözlemlenmiştir. 1971 yılında Dr. Martha Mc Clintlock, bir arada yaşayan kadınların regl döngülerinin zamanla senkronize olduğunu gösteren, günümüzde de oldukça iyi bilinen bir araştırma yayınlamıştır. McClintlock ve diğerleri, bu etkinin kadınlardaki feromonların iletişime geçmesinin sonucu olduğunu ve bu durumun insanlarda dil kullanmadan sağlanan iletişim türlerine sadece bir örnek olduğuna inanmaktadırlar.

Jaiya ve Heed, nörobilimci Dr. R. Douglas Fields’ın çalışmalarını yorumlayarak feromonların, beyindeki cinsellik merkeziyle konuşarak testosteron ve östrojen gibi belli seks hormonlarını salgıladığına inanıyorlar. Feromonların etkisi bazı durumlarda daha açık bir şekilde ortaya çıkıyor. Birbirleriyle ilgilenmemek için her türlü nedeni olan çiftler, örneğin, iş arkadaşlarıyla iş gezisine çıkmak gibi başka kişilerin yanlarında olduğu durumlarda içlerine kapanıp birbirlerinden uzak duramamaya başlarlar.

Son birkaç yıl içerisinde bilim insanları, feromonların gizemli çalışma düzeni hakkında çok az şey bilinen kafatası sinirlerinin bir ilgisi olduğundan şüphelenmeye başlamışlardır. Beyindeki nazal boşluğu kontrol eden kafatası sinirleri insanlarda ilk olarak 1913 yılında keşfedilmiştir. Dr. Fields bu sinirleri beyindeki seks düğmesi olarak ifade etmektedir. Yıllardır bilim insanları bu sinirlerin beynin koku almasına yardımcı olan sinirlere yardımcı olduğuna inanıyorlardı. Ancak 2007 yılında Dr. Fields, beyninde koku siniri olmayan karabalinalarda bu sinirin olduğunu keşfetti. Balinanın beyninde farklı olan neydi? Balinalar, koku alma yetilerini çok uzun zaman önce kaybetmişlerdi ve burunları sadece hava deliklerine dönüşmüştü. Balinalarda koku için herhangi bir sinirsel yapı bulunmamasına rağmen balinanın burnundan beynine giden bir kafa siniri bulunuyordu. Dr. Fields başka deneyler yaparak kafa sinirin hayvanlarda otomatik cinsel tepkileri tetiklediğini keşfetti.

Dr. Fields’la birlikte pek çok kişi şu anda kafa sinirinin cinsel feromon sinyallerini çevirip, üreme davranışını başlattığına inanıyor. Yani kafatası siniri, tutku için biyolojik bir aksam olabilir.

Etkili Bir Kokteyl

Feromonlar, cinsel tutku için trafik lambası gibidir. Gitmeye hazır olduğumuzu bilmemizi sağlarlar ancak kesinlikle tek başlarına çalışmazlar. Bu duyguyu ne başlatırsa başlatsın kesinlikle bir şeyin kontrol etmesi gerekiyor. Görünüşe göre, bunu kontrol edense beyinde oluşan hormonların ve nörokimyasalların sarhoş edici bir karışımı.

Dr. Fields’ın bahsettiği seks düğmesi, septal çekirdektir. Burada diğer pek çok şeyle birlikte vücutta üretilen temel iki seks hormonu olan testosteron ve östrojen hormonlarının salınımı kontrol edilir. Her iki hormon da, tutku için gereklidir. Bilim insanları bu bağlantıyı, erkeklerin yaşlandıkça testosteron hormonunun seviyesinin düşmesinden ve bunun sonucunda ereksiyon olamama, libido düşüklüğü gibi sorunlar yaşamalarından yola çıkarak anlıyorlar. Kadınlarda da yaşlandıkça testosteron hormonunun seviyesi düşer. Ancak, kadınlarda testosteronun cinsel arzuyu azaltmasına dair yapılan testlerin sonuçlarının yeterli olmamasından dolayı bilim insanları artık aşk hormonunu, testosteron ve östrojen hormonlarının kombinasyonunun oluşturduğuna inanıyorlar.

Östrojen ve testosteron, beyinde özellikle dopamin, serotonin, noradrenalin ve oksitosin başta olmak üzere nörokimyasalları uyarıyor. Klinik psikolog Dr. Craig Malkin, tutkularımızı nasıl kontrol edeceğimize dair yazdığı kitabında bu nörokimyasal kokteylinin etkili olacağından bahsediyor. “Nörokimyasal kombinasyonu heyecan, mutluluk ve tutku gibi hisleri tetikliyor,” diyor. “Yapılan beyin görüntüleme çalışmalarında obsesif kompulsif bozukluğu olan kişilerdeki sinir aktivitelerinin aşık olan kişilerinkine benzer olduğu görülüyor,” diyor.

Aşk ya da en azından tutku sizi gerçek anlamda delirtiyor. Peki nasıl? Bu kimyasallar aslında ne yapıyor?
Kimyasallar Nedir?
Dopamin:  Dopamin, madde bağımlılığında en çok araştırılan nörotransmitterdir. Temelde, dışarıdan gelen uyarıcıları ayaklandırır. Dopamin, beyninizi bazı konulara doymak ve tatmin olmak sağlayan hisler konusunda eğitir. Cinsel tutku söz konusu olduğunda, etkilendiğiniz biriyle ya da bir şeyle ne zaman karşılaşırsanız beyinden dopamin salınır.
Serotonin: Serotonin, dopamine benzer bir nörotransmitterdir. Vücudunuza tutku ve tatmin döngüsünü öğretir.
Noradrenalin: Bu nörotransmitter genellikle tehlikeli ya da korkutucu bir durumda kaçmamız gerektiğinde fazla enerji ihtiyacı duyulunca salınır. Ancak, mastürbasyon ve seks sırasında da artarak orgazmı zirveye çıkarır. Sonrasında ise noradrenalin seviyesi azalır.
Oksitosin: Oksitosin, sarılma hormonu olarak da bilinir. Anne ve çocuk ile çiftler arasındaki bağın oluşumunda önemli bir rolü olduğuna inanılmaktadır. Ulusal Akıl Sağlığı Enstitüsü(National Institute of Mental Health)’nün 1992 yılında yaptığı bir çalışma, katı bir şekilde tek eşli olduğu bilinen çayır faresinin beyninde oksitosin salgılandığında eşiyle arasında bağ oluşturduğunu ortaya koydu. Dahası, oksitosin engellendiği zaman çayır faresi eşiyle hiçbir şekilde bağ kuramıyordu. Oksitosin uyarılmaya neden olmaz ancak tutku dürtüsünün bir parçası olabilir. Dr. Malkin’e göre, oksitosin, başkalarına karşı koyduğumuz setleri kaldırıp onlara güvenmemizi sağlıyor.

Yıllardır yapılan çeşitli çalışmalar, tüm bu nörokimyasalların ve adrenalin, alfa melanosit polipeptid, fenetilamin ve gonatropin gibi diğer nörokimyasalların bir şekilde cinsel tutkuyu etkilediğini gösteriyor. Ancak bu mekanizmayı engellemek neredeyse imkânsız. Nedenini anlamak için bir adım geriye gitmek faydalı olacaktır.

Tutkunun Gizemi

Teknoloji, cinsel uyarım sırasında beyin aktivitesini inceleyebilir hale geldiğinde, bilim insanları teknolojinin duygusal ya da cinsel ilgiyi görsel olarak tanımlayabilecek bir yol göstermesini umdular. Yine de Stephanie Ortigue ve Francesco Bianchi-Demicheli tarafından 2007 yılında yapılan çalışmada, cinsel tutkunun inanılmaz derecede karmaşık ve beyin aktivitelerinde düzgün olmayan bir ağ yapısının oluştuğu gösterildi. Bu çalışmada, beynin normalde özfarkındalık ve diğerlerini anlama gibi daha yüksek fonksiyonlara adanmış yerlerinde, fiziksel tepkilerin oluştuğu bölümlerden çok daha önce tepki oluştuğu gözlendi. Tüm bunlar inanılmaz derecede hızlı gerçekleştiğinden sıklıkla bilinç radarımızın dışında kalıyor. Çoğu durumda insanlar kendilerini tahrik eden şeyin ne olduğunu bile anlayamıyor gibi görünüyorlar.

Tutkunun belirsizliğini açıklamaya çalışan Ortigue ve Bianchi-Demicheli’nin çalışması daha büyük bir karmaşayı ortaya çıkardı. Tutkuya dâhil olan nörokimyasallar oldukça yoğun ve birbiri içine geçmiş durumda. Tutku için en önemli bileşenler olan feromonlar ve kafa siniri ise hâlâ açıklanamamıştır. Tüm bu karmaşa, libidonun azalmasını tedavi etmek için kullanılan yöntemlerin çoğu zaman rastgele ve etkisiz olmasını açıklamaya yardımcı olmaktadır. Çoğu durumda plasebo ilaçlar gerçek ilaçlar kadar iyi etki etmektedir. İlgileniyorsanız Viagra işe yarar ancak tam olarak tutkuyu etkilemez, tamamen farklı bir mekanizmayı harekete geçirerek uyarılmayı etkiler.

Karmaşa, o kadar da kötü olmayabilir. Bilimin bu gizemi tam olarak açıklayacak durumda olmamasıyla ilgili iyi olan şeyse, aşkın ve tutkunun hayatta kalmasına yardımcı olmasıdır. Tutku, bilinen bir şey olsaydı belki de bizim daha ileriye gitmemizi sağlayan bir dürtü olmaktan çıkacaktı. Belki de belirsizlik olmadan Âdem ve Havva’ya, Genç Werther’in Acıları’na ya da Titnaik’e sahip olamayacaktır. Belki de bu konunun detaylarını bilmemek en iyisi olacaktır.

Kaynak: Healthline

Yorumlar (0)

Sonraki yazı yükleniyor...